Page 393 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 393

392                                                          Gülden Bülbüllere

                 Heva-yı hevesten ayık olmadım
                 Asla bir amele faik olmadım
                 Esrar-ı pîrime layık olmadım

          O eski ihvan da:
          —Evet, ben şu zamandan beri ihvanım; ama anlayamadım, yaşayamadım, yapamadım.
          Ama yapamadım  diye nereye  gideyim? Gidecek bir kapım yok.  Gidecek kapım bu
          kapıdır. Bu kapıda makbul olanlar var, Yâ rabbî. İşte bu kapıya genç yaşında günahsız
          olarak gelen var. Bak, bu tarikata yeni girdi, bunun hürmetine beni de bağışla. Bana da
          himmet et, demesi lazım.
          Bunların ikisi de Nakşibendî Efendimiz’in amelleridir. Nakşibendî Efendimiz’in bir
          ameli  şuymuş ki kendisi aslında zîrûh-u evliya olduğu gibi bütün evliyanın reisi
          olmasına rağmen, bir ihvan kardeşi Arif-i Dikgirâni  Hazretleri, ondan üç gün evvel
          tarikata girmiş. Hâlbuki Nakşibendî Efendimiz’in makamı onu çok geçmiş. Çok ileride
          olduğu halde zâhirde öyle hürmet ediyormuş ki yolda giderken ondan evvel
          gitmiyormuş. Bir akarsuda abdest alıyorlar. Onun arkasına geçiyor,  etrafına
          geçmiyormuş. Niçin? Tarikata üç gün evvel girmiş diye onu kendinden büyük görüyor.
          Bir gün de dışarıdan gelen bir kimse Nakşibendî Efendimiz’in ismini duymuş gelmiş.
          Bu cemaat içerisinde Nakşibendî Efendimiz’in  kim olduğunu bilememiş. Cemaate
          sormuş;

          —Sizin büyüğünüz kimdir burada?
          Nakşibendî Efendimiz’in  o gün yeni ders alan  bir müridi varmış. Akşamdan boy
          abdestini almış, sabahtan sohbetindeymiş. Buyurmuş ki:

          —Bizim büyüğümüz budur. Bu akşam tarikata girdi. Boy abdesti aldı. Bütün
          günahlarını döktü. Buna daha günah bulaşmadı, işte budur, demiş.

          Evet, işte  öyle efendiler. Ayık olalım. Teveccühün sonuna kadar  gözlerimizi
          açmayalım.  Kalbimizi muhafaza edelim. Allah’a yalvarıcı olalım. Resulullah
          Efendimiz’e yalvaralım, mürşidimize yalvaralım, fark etmez. Evet,  burada hangisine
          yalvarmak istiyorsak, yalvaralım. Burada Allah’ın rahmetini umalım, Peygamber
          Efendimiz’in şefaatini umalım, pîrimizin himmetini alalım, bunları umalım.
          Allah’ın rahmeti tecellî ederse ne olur?
          Resulullah Efendimiz’in şefaatini elde edersek, kazanırsak ne olur?
          Cenabı Hakk’ın burada  nurları tecellî eder. Bu  nurlardan kalbimiz ihya-âbâd  olur.
          Burada bilhassa teveccühümüzün en büyük mükâfatı bak:
                 Teveccüh olunca kalb-i ihvana

                 Mürde kalplerimiz geliyor cana
          Veyahut da;
                 Teveccüh olunca her bir ihvana

                 Mürde kalplerimiz geliyor cana
   388   389   390   391   392   393   394   395   396   397   398