Page 409 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 409

408                                                          Gülden Bülbüllere

                 Yek nazar eylese arif-i billâh
                 Aslı kemhareyi mücevher eyler
          Arif-i billâh, Allah’tan ayık olan; yek nazar, yani Farisi’de yek bir demektir, bir nazarda,
          bir bakışta, kara taşa bir bakarsa, onu mücevher altın yapar, diyor.
          Kara taştan mana işte bizim mülevves, kirlenmiş, paslanmış, masiva kirleri ile dolmuş
          olan kalbimizdir. Onu bir bakışta, bir nazarda, onu ne yapar? Siler atar, mücevher altın
          yapar. O kararmış, katılaşmış, sertleşmiş, pis mülevves olmuş kalbimizi ne yapar? Siler
          temizler, genişletir, aydınlatır, evet teslim eder. Bir nazarda da oluyor. İşte Sâlih Baba
          böyle bir nazara uğramış:
                 Pîr-i Sâmî tuttu destim sakiyi sahba gibi
                 Yek nazarda aklım aldı dilber-i rana gibi
                 Varlığım dağını deldi açtı vuslat rahını

                 Bir nefeste cuşa geldi şehr-i dil derya gibi
          Bir nefeste bir nazarda diyor benim kalbimi derya etti. Şehr-i dil de burada dil şehri
          kalptir, kalbimi derya etti, derya gibi kalbime bir ilim aktardı.

                 Vahdetin sırrını duyup yağmaya verdim gönlümü
                 Dost göründü her taraftan aynıma leyla gibi
          Saatimiz ne  oldu? Peki, yirmi dakikada teveccühten bahsedeceğiz, ondan sonra
          teveccühü yapacağız.
          Evet, zaman zaman senede en azından on beş, yirmi, yirmi beş, otuz, belirli bölgelerde,
          belirli muhitlerde teveccüh yapıyoruz. Bu cemaatin ekserisi, çoğu bunları zaten biliyor.
          Ama şimdi bu cemaatte hiç teveccüh görmeyenler vardır. Niçin? Sürekli ders alanlar
          oluyor. Geçen akşam on beş, yirmi kişi yeni ders alan oldu. Diyelim ki Ankara’dan
          gelmiş ders almış da veyahut da daha önce ders almış da teveccüh görmemiş. Onlar
          şimdi gelmiştir.
          Bu nedir? Bu teveccühün aslı nedir? Bunda ne lazım? Bunda ne elde ediliyor? Buraya
          niye gelmişiz? Bunu bildirmek lazım.
          İşte teveccüh Allah’a yönelmektir. Biz de Allah’a  yöneleceğiz. Ama bu  Allah’a
          yönelmemiz  şöyle olacak. Biz kendimizi kusurlu, günahkâr olarak göreceğiz.  Çok
          muhtacız. Neye?
          Hani bir insan çok fakirdir. Çok fakir olunca bir ağaya, zengine ihtiyacı vardır. Fakir
          çok ihtiyaçlı,  neyi giderecek? Üşüyor, çıplak giyecek  bir  şeyi yok ama zengin  birine
          giderse kıyafet versin de bu soğuktan kurtulsun. Daha da aç kalmış, bir lokma ekmeği
          bulamıyor, yesin. Aç kalmış, açlık neticesinde helak olacak. Bu bir ihtiyaçtır işte, bir
          zengine gider de işte o para versin veya bir lokma  ekmek versin de o açlıktan da
          kurtulsun, bu hayat meselesi.
          Evet, şimdi bizim de manevi olarak aç olduğumuzu, manevi ihtiyacımızın olduğunu
          bilmemiz lazım. Bu da işte bizim noksanlığımız, evvela bir defa noksanlığımızı
          bileceğiz. Allah bizi noksan halk etmiş.
   404   405   406   407   408   409   410   411   412   413   414