Page 410 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 410

Teveccüh Sohbetleri                                                    409

          Her  ne kadar noksanlık denilince  neyi anlayacağız? Günahlar, yasakları anlayacağız.
          Ama bu günah işleyenlere göre.

          Bize göre de bir noksanlık var. Bize göre noksanlık da şudur ki tam layık ile Allah’ın
          vermiş olduğu nimetlerin  karşılığında biz ona  şükür yapamıyoruz. Allah’ın vermiş
          olduğu bize sıhhat karşılığında biz ona  zikir yapamıyoruz,  şükür yapamıyoruz, zikir
          yapamıyoruz, layığı ile amel işleyemiyoruz bu bir.

          İkincisi mesela icabında bizde olan  bir  hastalık. Veyahut  da herhangi  bir  şeye
          dayanamazlık. Allah’tan gelen en ufak bir iptilaya bile dayanamıyoruz. Bu bir noksanlık
          değil mi?
          Niçin velîler onlara dayanıyorlar? Niçin peygamberlere Cenabı Hak daha çok büyük
          çileler vermiş, onlar dayanabiliyorlar da biz dayanamıyoruz? İşte noksanlıklar budur. O
          zaman demek ki:
                 Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz

          Biz noksanlıklarımızı bileceğiz.
          Noksanımızı  da burada işte amelde  eksikliğimiz var. Yapıyoruz, yine layığı ile
          yapamıyoruz. Allah  bize  bu zamanda bilhassa çok bol rızık vermiş, biz zevk sefa
          içerisindeyiz. Yine de nankörlük ediyoruz, yine de şükredemiyoruz.
          Bakın efendiler!  İnanın buna,  Cenabı  Hak hiçbir asırda bu asırdaki insanlara,  hiçbir
          nesile, bu  asırdaki nesile  vermiş olduğu rahatlığı safahatı vermemiştir. Yarım asır
          evvelini de biliyorum. Elli  sene evvelki insanların geçimi nerede,  şimdiki insanların
          geçimi nerede. Hiç birbirlerine benzerliği yakınlığı yok. Çünkü elli sene evvel geçim
          binbir meşakkatle karşılanıyordu, elde ediliyordu.

          Bu geçim nedir biliyor musunuz? Açlık, çıplaklık.
          Açlığı, çıplaklığı  gidermek için adam binbir  meşakkatle geçim elde ediyordu.  Şimdi
          geçim açlık, çıplaklık değil, şimdi geçim zevki, sefadır.
          Her  şey makineleşmiş, her  şey otomatikleşmiş, bu petroller çıkmış, vasıtalar çıkmış.
          Efendim makinalar  çıkmış, daha insan gücünden  her  şey çıkmış, hep  makineye
          bağlanmış. Onun için işte rahatlık, sefahat var.  Fakat  bunun  şükrünü yerine
          getirmiyoruz.
          O elli sene  önceki nesil binbir meşakkat karsısında bu  geçimi sağlarken yine
          şükrediyorlardı, sabrediyorlardı. Bak, bugün onlarda olan şükür, sabır yok.
          İşte bu da bir noksanlık değil mi bize? Büyük noksanlık.  İşte bunların ikmali  için
          bunlardan da kurtulmamız için geldik buraya.

          Allah’ın bir hak kapısına geldik. Allah’ı istemeye geldik. Çünkü Evliyâullah sohbetinde
          der ki:

                 Babını çalar taamını yerim
          Bab, kapı demek. Taam ise yemek. Kapısını çalar yemeğini oradan alır, yerim, diyor.
          Bir dilenci bir zenginin kapısına gittiğinde o kapıyı çalması lazım ki o kapıdan ona bir
          parça ekmek alsın yesin.
   405   406   407   408   409   410   411   412   413   414   415