Page 478 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 478

Teveccüh Sohbetleri                                                    479

          kırılmıyor. Birbirinden  ayırıyorlar, atıyorlar, kırılmıyor.  Ne zaman ki  billurlaşıyor o
          zaman cam olmuş, o zaman gösteriyor.

          Demek ki burada da bu cesedin cam olması için anasır-ı zıddiyetin değişmesi lazım.
          Anasırı zıddiyetini değişmesi için bir defa onda tamamen şeriat tamam olacak. Şeriatın
          en incesi, en küçüğü yaşanacak. Sonra bak, Sâlih Baba buyurmuş:
                 Her beşer sûretli insân olamaz

          Her beşer suretindeki insan değildir, insan olamaz.  Ama niye bunlar hep insan
          görünüyorlar? Birileri var ki onlar küfürdeler, karanlıktalar. Birileri de var ki karanlıktan
          çıkmışlar ama tam aydınlığa ulaşmamışlar. Birileri de aydınlığa kavuşmuşlar.
          O aydınlığa ulaşanlar ârifler. Bu karanlıkta olanlar da küfürde kalanlar.

          Ama bu ariflerle karanlık arasında kimler var? Avam var. Ariflerle küfürü yaşayanlar
          arasında avam var. Onlar da biziz.

          Evet, biz şimdi Allah’a şükür, çok şükür, bin şükür inanmışız. Ehl-i küfürden değiliz
          ama arif de değiliz. Eğer ehl-i küfürden olsaydık günah sevap, helal haram bilmezdik.

          Ama arif olsaydık o zaman biz de Hak aynası olurduk. Biz de insanlara  örnek
          olabilirdik. Çünkü bak olamıyoruz.

          Ancak  insanlara örnek olan  kimlerdir?  Velîlerdir.  Ancak insanlara delillik yapan,
          önderlik yapan onlardır.
          Sonra biz  neyiz  şimdi? Biz  karanlıkta da değiliz aydınlıkta da değiliz.  İkisinin
          ortasındayız, ikisinin ortasında çırpınıyor. Çırpındığımızı fark edelim de  aydınlığa
          geçelim, karanlığa düşmeyelim. Çünkü tarikatlı diyoruz.
                 Marifetten dem vurursun, belde zünnârın durur
                 Kesmeden zünnârını eylersin îmân ile bahs

          Şimdi işte  bir de bu var.  Bazı sohbetler duymuşlar  veyahut da nereden duymuşlar?
          Aslında bunları bizden duymamışlar, hâşâ bizim büyüklerimizden bunları duymamışlar.
          Biz hiçbir zaman  şeyh efendimizden görmediğimiz bir işi yapmayız. Ondan
          duymadığımızı işlemeyiz.  Evet, ama böyle bulanıklık yapıyorlar, böyle cemiyetleri
          bozuyorlar, tefrikaya düşürüyorlar.

          Canım neyimize lazım kardeş bizim, neyimize lazım yahu? Bize bak,  ne  diyorlar?
          Buyuruyor ki: “Fiilinizi düşünün, halinizi düşünmeyin.”

          Sonra halden bahsediyorlar, halden ehli bahseder, ancak yaşayan bahseder. Yaşamayan
          bahsederse işte ne yapar?  İşte gözde  bir çapak gördü. Çapağı alırken gözü çıkarır,
          dürter parmağını gözü çıkarır.
          O söylediği söz bir tanesinin hoşuna giderse bir tanesi de anlarsa yüz tanesi anlayamaz,
          kopar gider.  Çünkü  her söz mahallinde  konuşulacak. Nakşibendî Efendimiz’in  emri
          budur: “Her kelamı mahallinde konuşun, her işi mahallinde düşünün.”
          Mahalli olmayan yerde konuştuğunuz kelamdan bir fayda elde edilmez.
   473   474   475   476   477   478   479   480   481   482   483