Page 529 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 529

530                                                          Gülden Bülbüllere

          Çünkü zâhirde Allah’ın böyle bir emri var. Bir Müslüman, yaşlı bir Müslüman bir genci
          gördüğü zaman bakıyor ki o; ibadeti, sevapları yaşayan, günahı sevabı bilen;  kendini
          çekip çevirmiş, günah işlemiyor, sevap işliyor;  helal yiyor, haram yemiyor;  hayır
          düşüncesi var, şer işlemiyor. Böyle birini İslâm’ı yaşayan birini, yaşlı bir adam gördüğü
          zaman ondan bir istimdat talep etmek gerekiyor.
          —Yâ rabbî ben yaşlandım, sana kulluğumu tam yapamadım. Bak, bu genç daha günah
          kazanmadan sana  kulluğunu yapıyor. Senin indinde  bunun bir makbuliyeti vardır.
          Bunun hürmetine, Yâ rabbî beni de affet.

          Makbul olan duadır. Çünkü niye? Onda mahviyet vardır.
          Mahviyet lazım, yokluk lazım. Gurur, kibir, ben biliyorum, ben yaptım, ben eyledim,
          demek değil.

          Tarikat bilmek değil, tasavvuf bilmek değil; tasavvuf bitmektir.
          Evet, bu böyledir. Fakat gençler de ne der biliyor musunuz? Bu genç o yaşlıyı gördüğü
          zaman:
          —Yâ rabbî, bu seni daha erken tanımış, yaşlı, çok yaş yaşamış, seni tanımış, sana ibadet
          etmiş, itaat etmiş, sana yaklaşmış. İbadetle sana yaklaşılıyor, yaklaşmış. Senin indinde
          bunun bir makbuliyeti vardır, sevilmiş insan. Yâ rabbî beni buna bağışla.
          Bu genç  şimdi ölene kadar böyle  bu  amelini devam ettirir. Yasakların zararından
          kurtulmak için, isyandan kurtulmak için “Yâ rabbî beni buna bağışla”.
          Şimdi tarikat demek; tevazudur.
          Bak, tabii on beş senelik, yirmi senelik ihvanlar var. Bir de yeni, genç ihvanlar var.

          Nakşibendî Efendimiz’in iki emri var: Birisi ihvan kardeşi Arif-i Dikgirani Hazretleri
          ondan  bir, iki gün evvel tarikata girmiş. Nakşibendî Efendimiz çok âlim,  çok
          maneviyatı çok yüksek olduğu halde o Arif-i Dikgirani Hazretleri bir gün önce tarikata
          girmiş olduğu için hürmet gösteriyor.
          Çünkü bizim tarikatımız askeriyedir. Eğitimi askeriye, kıyafeti askeriye,  makamı
          askeriyedir. Askeriyede de  bir usül var,  askeriyede de bir kıdem var.  Bir gün  evvel
          giren, bir gün sonra girenden kıdemlidir. Evet, bu da tarikatımızda vardır.
          Nakşibendî Efendimiz Arif-i Dikgirani Hazretleri’nden bir gün sonra tarikata girmiş.
          Arifi Dikgirani Hazretleri’ne  o kadar saygı gösteriyormuş ki yolda beraber giderken
          onun peşinden gidermiş. Bir akarsuda abdest alıyormuş onun yukarısına geçmezmiş,
          aşağısına geçermiş. O kadar saygı gösteriyormuş, bu bir.
          Bir de, bir  gün Nakşibendî Efendimiz makamında, tekkesinde  sohbet ederken
          dışarıdan bilmeyen bir tanesi öğrenmiş, gelmiş. Cemaate bakmış bilememiş. Demiş;
          —Sizin büyüğünüz burada kimdir?
          O mübarek, o zaman bir günlük müridi, yani bir gün evvel akşamdan ders alan müridi
          göstermiş. Demiş ki:
          —Bizim büyüğümüz budur. Çünkü bu akşamdan tarikata girdi, boy abdesti aldı, her
          bir günahları döküldü, daha günah işlemedi, bizim büyüğümüz budur, demiş.
   524   525   526   527   528   529   530   531   532   533   534