Page 535 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 535

536                                                          Gülden Bülbüllere

          Hani bir  insan  şeyh efendisini ne kadar büyük görürse, ne kadar  yüksek görürse, o
          kadar fazla sevebilir, sevgisi ona göre olur.

          Bir de âdap;  meşayihinin zâhirinde yaptığın âdabı bâtınında da yaparsan, meşayihin
          zâhiri bâtını  birdir. Âdap da meşayihin zâhiri bâtını bir bilmek.  Şeyh efendinin
          huzurundaymış gibi, yemende içmende; kalkmanda, oturmanda bu şekilde yapıyoruz.
          Şeyh efendim uzakta görmüyor, değil, onu uzak görmeyeceksin. Sen onu görmüyorsun
          ama o seni görüyor, bunu aklına getireceksin. Âdap da budur.
          Teslimiyet ne? Sen bir alet olduğunu bileceksin, bir aletsin sen. Beni şeyhim hareket
          ettiriyor. İşte bunlar böyledir.
          Bunları sen yapıyorsan, ben bunları böyle yapıyorum, sen de kendinde yap, demeye
          hakkın yok. Tavsiye edersin yapabilirse yapar, yapamazsa yapamaz.

          Ama sen de böyle değilken eğer ben böyleyim, dersen, o da Allah korusun, o zaman
          gider, ulûhiyet olur, kuru davada kalırsın.

          Evet, şimdi işte ebyat okunduğu zaman, gazel okunduğu zaman, sırtınıza el vurulduğu
          zaman,  Şeyh  Efendimiz Dede Paşa Hazretleri  bu teveccühümüzü yapıyor, sırtımıza
          elini vuruyor  ve gazeli de kelamı kibarı da o okuyor  deyin. Aldanmazsınız, lehinize
          olur, aleyhinize olmaz. Çünkü niçin? Bak! Divan’da geçiyor:

                 Kibrid-i ahmerdir şeyhin nefesi
                 Yakar dil şehrinde bırakmaz pası
          Dil  şehri kalbimiz. Kalbindeki pas  ne?  Masiva, masiva, masiva;  maddî. Bunları
          nefesiyle yakar diyor, evet:
                 Kibrid-i ahmerdir şeyhin nefesi
                 Yakar dil şehrinde bırakmaz pası

                 Beraberdir Pir-i Tâğî Mevlâsı
                 Daim cezbederler buraya bizi
          Biz bu zamanda diyeceğiz ki: “O Sâlih Baba’nın şeyhi Pîr-i Sâmî’ymiş ve onun Şeyh
          Efendisi de  Pîr-i Tâgî’ymiş. Biz de deriz ki mademki buraya bizi  şeyh Efendimiz
          topladı. O, olmasa biz birbirimizi tanıyamazdık ve buraya da gelmezdik.” Öyleyse biz
          de burada aldanmayız, biz de deriz ki:
                 Beraberdir Dede Paşa Mevlâsı
          Mevlâ; efendi demek.

          Dede Paşa Hazretleri ile efendim, beraber ve onunla beraber olduğu için onun için
          buraya toplanmışız. O,  Dede Paşa’yı tanımasaydı, biz Dede Paşa Hazretleri’ni
          tanımazdık.
          Mübarek Dede Paşa’nın  şeyh efendisinin torunuyum.  Şeyh efendilerinin torunu
          olmakla Dede Paşa’nın çok torunları var. Damadı çok, sevmiş olduğu damadı, oğlu
          vardı. Hacı Ahmet Efendi amcamdı, Dede Paşa’nın damadıydı. Çok da âlimdi, çok da
          bilgili. Ama bilemiyoruz bu emri, öyle zamanda ona duyurmadı. Ama üç sene tebliğ
   530   531   532   533   534   535   536   537   538   539   540