Page 64 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 64
60 Gülden Bülbüllere
Kakıyıp döğerse artır hubbunu
Sevdiği deriyi çok çiğner debbâğ
Türlü türlü renklere boyar anı
Taşlara çalar ta olunca dibâğ
Böyle:
Meşâyıha gerektir tabi erler
Sülûke giriben tevbe ederler
Böyle yapar ama meşayihe lazım olan neymiş? Tabi, dibağ eri ki yani dibağâtçıya teslim
olan bir deri gibi, bir mürit de meşayihine öyle teslim olacak ki o da ona gerekli
işlemini yapsın. Onun için bak;
Kıyamazsan cana başa ırak dur girme meydana
Bu meydanda nice başlar kesilir hiç soran olmaz
Hangi başı kesiyor?
Babası, İsmail Aleyhisselam’ın boğazına bıçağı sürdü. Cenabı Hak ne buyurdu? “Yâ
İbrahim, İsmail’i kes demedim, İsmail’den sevgini kes, İsmail’e olan sevgini kes”.
İbrahim Aleyhisselam bıçağı İsmail’in boynuna koydu ki İsmail’e olan sevgisi ondan
kesildi. Onu çok seviyordu, Cenabı Hak da İsmail’i çok sevdiğine rıza göstermedi.
Sevilecek Allah’tır, evlat sevilmez, evladı da Allah vermiştir. Allah’ın vermiş olduğu bir
evlat, Allah’tan fazla sevilir mi? Sevilmez.
İşte onun da İsmail’e bir sevgisi vardı. Cenabı Hak ona rüyasında “İsmail’i kes,
sevdiğini kes, sevdiğini bana kurban et.” Rüyayı görüyor, bakıyor, yüz tane koyun, koç
seçiyor, içlerinden en iyilerinden, yüz tane koç kesiyor. Yine “Yâ İbrahim sen vaadini
yerine getirmedin.” diyor. Vaadi neymiş İbrahim’in? İbrahim Aleyhisselam yaşlanmış,
çocuğu yok, olmamış.
-Yâ rabbî! Bana bir oğul ver, ben sana sevdiğimi kurban edeceğim, demiş.
Cenabı Hak da İsmail Aleyhisselam’ı veriyor. İsmail Aleyhisselam olunca onu çok
seviyor.
İbrahim Aleyhisselam Peygamber Efendimiz’den sonra çok çile çeken bir peygamber.
Cenabı Hak ona “dostum” demiş. Çünkü en çok Allah’ın indinde kıymet kazanan,
Allah’a en çok sevilen Halil İbrahim Aleyhisselam’a, Allah, en çok çileyi de ona vermiş.
Onunki hep çileyle geçmiş. Ta doğuşundan başlamış çilesi.
Anası doğurdu, götürdü mağaraya attı, mağarada büyüdü. Çünkü doğan çocukları
kesiyorlar. Annesi haftada bir defa mağaraya gidiyor. Mağaranın ağzını taşlarla ördü ki
dışarıdan bir canavar girip de bir şey yapmasın. Haftada bir defa gidip bakıyor; öldü
mü, kaldı mı? Yok, çocuk çok bakımlı, melekler bakıyor, öyle sıhhatli ki yalnız
başparmağını ağzında emiyor. Her gittiğinde böyle görüyor. Ta ki üç yaşına girince
güçlendi, mağaranın taşlarını atmaya gücü yetti.

