Page 106 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 106

102                                                          Gülden Bülbüllere

          Amel ikidir: ameli kabih, ameli sâlih. Ameli sâlih, o güzel amelidir, onun arkadaşıdır.
          Cennette onu rahat  ettirir. Kabirde  onu çok rahat  ettirir. Onu  bütün kıyametin
          dehşetlerinden, vahşetlerinden de kurtarır. Çünkü güzel ameldir. Onun ameli, onu
          cennete de götürendir.
          Ama bir insanın ameli, kabih ise kötü amelleri varsa, o da kötü arkadaşıdır. Nasıl ki
          kötü insandan insana zarar gelir,  hayır gelir mi?  Kötü insandan insana zarar gelir,
          zararlı insandan insana zarar gelir. Ama iyi  insandan insanlara iyilik gelir. Kötü
          amelden de bize iyilik gelmez, efendim, kötülük gelir. Ama bu amel bizim kötü olsun,
          iyi olsun kabirde de arkadaşımız, ahirette de arkadaşımız, cennette de cehennemde de
          arkadaşımız olacak. Bu zâhir emire göre böyledir.
          Ama Allah’a şükür bizim için bir de şu vardır: Allah’a şükür bak, pirimiz var. Pirimizin
          eteğine yapıştıysak, o eteği bırakmayalım, onun izinden ayrılmayalım. İşte:

                 Delîl eyle O zât-ı evliyâyı
                 Bu berzah âlemin geçmek dilersen
                 Bekâ gülşanına göçmek dilersen
          Berzah âlemi bu dünyadır. Bu dünyayı seven berzahtadır. Yani berzah demek gaflette
          demektir. Bütün  yediğinden, içtiğinden, kazandığından, harcadığından, haberi yok.
          Yani günah, sevap, helal, haram bilmiyor. İbadet, amel hiç yok, isyan çok. İşte berzahta
          kalmak böyledir. Anlaşıldı mı efendiler? Onun için çok zifiri karanlıkta olan bir insan,
          kâr sahibi olabilir mi? Zifiri karanlıkta olan insan kendisini düşmanından koruyabilir
          mi?
          Ama aydınlık olursa  tabii kâr sahibi  de olur. Düşmanlardan kendini de korur.
          Karanlıkta nedir? Karanlıkta öyle bir zifiri karanlıkta ki düşman sahibi, silahı da yoktur.
          Düşman sahibi deyince sade insanlardan değil haşarattan da zarar geliyor. Haşarattan
          da koruyacak silahı da yoktur, kendisi zifiri karanlıktadır. İşte gaflette  olmak budur.
          Ama aydınlıkta olanın elinde  silahı var. Her türlü düşmandan kendisini korumaya
          yetkisi var, ne olur ona?

          Evet, tabii  teveccühü bilenler vardır, bilmeyenler vardır, yeni  katılanlar vardır.
          Teveccühü de bir defa tarif edelim. Teveccühün de tabii bir efdal saati vardır, ama icap
          ediyor ki bu her zaman olmuyor. Çok uzaklardan gelmişler, sohbet daha yararlı. Zaten
          teveccühten  maksat sohbettir. Hatmeden maksat sohbettir. Hatmemiz de büyüktür.
          Hatme teveccühün bir küçüğüdür. Bu teveccüh de hatmenin bir büyüğüdür. Yani ne
          oluyor?  Tabii hatmede  bu kadar cemaat olmuyor. Cemaatin büyüklüğünden,
          çokluğundan, azlığından bir kelamı kibar vardır ki:
                  Ehl-i aşkın katresi ol sohbet-i Mevlâ ile
          Ehli aşk kim? Ehli aşk işte buraya gelen cemaattir. Hepsi ehli aşk. Ehli aşk demek;
          Allah’ı sevenler. Bunları buraya Allah sevgisi toplamış, değil mi? Herhangi bir akraba
          ziyareti için  gelmemişler veya herhangi  bir maddi  iş için, menfaat için buraya
          gelmemişler. Keyfe, sefaya, gezmeye buraya gelmemişler. Ne için gelmişler? Allah için
   101   102   103   104   105   106   107   108   109   110   111