Page 101 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 101

Teveccüh Sohbetleri                                                     97

          Ama şimdi Evliyaullah’ın yanına gidenler de o kokuyu alamıyor. Niçin? Çünkü şimdi
          zulmet var, karanlık var. Onun için zulmet perde oluyor, karanlık perde oluyor, onu
          alamıyor.
          Abdurrahmanı Tâğî Hazretleri Erzurum’da çok büyük bir meşayihtir, velîdir. Fakat
          onun güneyinde Bağra Bin Bağra isminde Hazreti Musa Kelîmullah zamanında bir
          âbid yaşamış. Öyle bir âbid ki çok amel işlemiş, ilmiyle, ameliyle o kadar çok yükselmiş
          terakki etmiş ki kendisi değil de  talebeleri bile keramet gösteriyor. Fakat imansız
          gitmiş.  Şimdi kabri  bu Abdurrahman  Tâgî Hazretleri’nin kıble tarafındaymış. Onun
          zulmeti set olmuş, Peygamber Efendimiz’den feyiz Abdurrahman Tâğî Hazretleri’ne
          gelmiyormuş. Onun için Abdurrahman Tâgî Hazretleri’nin ziyaretçileri giderler, ondan
          feyz alamazlarmış. Tabii  bunun herkes farkına yetmez. Yine  tasavvuf ehli bunun
          farkına yeter. Zaten bu kokuyu da alan tasavvuf ehlidir. Bu hissiyat da tasavvuf ehlinde
          vardır.
          Bakın tasavvuf ehli, tarikat ehli  bir cemaatin içerisine girdiği zaman,  o cemaatin
          içerisinde ehli tarik kimdir, hisseder, bilir. Olmayanı da bilmez.
          Onun için burada işte öyle yapalım ki bizde bir nispeti âliye var. O nispeti âliyeyi biz
          kaybetmeyelim. O nispeti âliye büyüyecek. Ama  ne zaman ki bizden kabız hali
          tamamen yok olur, basıt hali kalırsa o nispeti âliye de büyür, büyür, büyür, bizi ihâta
          eder. Bizim daha malımız, mülkümüz olur. Bizden gitmez ama o zamana kadar bizim
          bir cihadımız var, yapacağız. Kabız halinde sa’y edeceğiz ki onu atalım, basıt halinde
          sa’y edeceyiz ki onu tutalım.
          İşte onun için kabız hali, basıt hali var. Müritte olur. Kabız hali sıkıntılı, bunaltılı bir
          hal. Basıt hali de çok rahat, ferah, neşeli, muhabbetli bir hal. Bunların ikisi nöbetleşir.
          Bunların gelmesinde, gitmesinde müridin hiç bir rolü yoktur.
          Ama yalnız bunları atmasında, tutmasında rolü vardır.

          Mesela  şöyle misal veriyorlar. Sen çok sevmiş olduğun bir kimseyle, karşılaştığın
          zaman, onu seviyorsun, onu tutmak istiyorsun, o da gitmek istiyor. Onu çok sevdiğin
          için onunla meşgul oluyorsun.
          — Şu da şöyle midir? Bu da böyle midir? Hele otur canım, sana bir kahve içireyim.
          Hele sana bir meyve vereyim. Hele sana bir şunu ikram edeyim. Ne yapıyorsun?
          Hemen gitmek istiyorken, onu bak, ne yapıyorsun, onunla meşgul olmakla onu biraz
          sen tutuyorsun.
          Bir de sevmediğin bir kimse var, gelmiş. Onu da atmak istiyorsun. Onu kendi halinde
          bırakırsan gitmeyecek, o duracak. Ama onu atmak istersen dolaylı sebeplerle onu
          atmak istersen, tez gider, fazla durmaz, gider.
          İşte burada demek ki kabız halinin, basit halinin gelmesi elde değil, bunlar gelir. Fakat
          her geldikçe kabız halini  atacağız. Her  geldikçe basıt halini  tutacağız. Bunların biri
          küçülüyor, biri büyüyor.

          Kabız hali küçüldükçe, basıt hali büyüyor. İşte ne zaman ki kabız hali bizden tamamen
          kesildiyse o zaman basıt hali ile artık daha sen bulut, karanlık görmüyorsun, daima
          aydınlıktasın.
   96   97   98   99   100   101   102   103   104   105   106