Page 170 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 170

166                                                          Gülden Bülbüllere

          Bak!  Bunlar rumuzlu kelamlar, burada kartal ilmiyle  mağrur olan,  ilmiyle kendisini
          yüksek gören o âlimdir. O sinek ise ilminden, amelinden, her  şeyini yok etmiş bir
          acziyetini bilmiş, bir mürittir. Anlaşıldı mı efendim?
                 Bir sinek bir kartalı
                 Kaldırdı vurdu yere
                 Yalan değil gerçektir

                 Ben de gördüm tozunu
          Evet. “Çıktım erik dalına.” erik dalında üzüm olur mu?
                 Çıktım erik dalına
                 Anda yedim üzümü
                 Bostan ıssı kakıyıp

          Yani bostanın sahibi kalktı, hiddetlendi, yemeyesin  kozumu, diye. Burada erikten
          mana, üzümden mana; yani irabta mahalli olmayan,  meşayihle, tarikatla hiç  alakası
          olmayan bir kimsenin ben  de  tarikatlıyım demesi, burada  çıkıp insanları kandırması
          insanları aldatması, insanları horlamasıdır.

          Tabii, burada Peygamber Efendimiz bu tarikatın sahibi odur. Onlara bakıyor, onları
          ümmetlikten de reddediyor çünkü onlar Allah yolunda eşkıya oluyorlar. Yol kesici, hak
          yolunu kesici oluyorlar.
          Allah yolunda eşkıya iki türlüdür. Birisi işte meşayih olmadan, meşayih gibi görünüp
          bir meşayih arzusu gönlüne düşen bir müridi tutmak. Bırakmıyor ki gitsin meşayihini
          bulsun, bir erbabını bulsun, bir manevi  doktoru bulsun; derdinin  dermanını ondan
          alsın.
          Burada nedir? Yani birisinin hastalığı var, doktorlar var. O hastalığın doktoru değil, o
          hastalığı bilemiyor da, ona teşhis de koyamıyor. Ama parasını alması için:

          —Gel ben senin hastalığını biliyorum, der.
          Ona ilaç verir, tesir etmez, bir ilaç daha verir, tesir etmez, bir daha verir. Bu sefer de
          zararlı olur, aksi tesir yapar, hastayı daha hasta eder, hastayı helak eder, yok da eder.
          Değil mi efendim bak, bunlar olmuyor mu? Oluyor.
          Ama o doktor dese ki:

          —Yok, kardeşim ben senin  hastalığını anlayamıyorum. Sen git doktorunu bul,
          teşhisini, hastalığını söylesin, teşhisini koysun, ilacını versin ki iyileşesin.

          Demese ne oluyor? O doktor, o hastayı iyileştiremediği gibi o hastayı bir iyileştireceğe de
          bırakmıyor, böyle helak ediyor. İşte burada da bir manevi dert var.
                 Evvelâ derdi kazanıp sonra gel dermân ara

                 Bahr-i aşkı nûş ediben âbı yok ummân ara
                 Bu beşer nefsin elinden kurtaramazsın özün
                 Bir velînin gönlüne gir mekteb-i irfân ara
   165   166   167   168   169   170   171   172   173   174   175