Page 174 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 174

170                                                          Gülden Bülbüllere

          Allah’a yaklaşmanın nihayeti yoktur. Bir de Allah’a  olan havfın da nihayeti yoktur.
          Cenabı Hak “En  çok  muttaki olanınız,  en çok Allah’tan korkanınızdır.” buyuruyor.
          Allah’a olan havfın da nihayeti yoktur. Allah’a olan gurbiyet, yaklaşmanın, Allah’a olan
          sevginin, aşkın nihayeti yoktur. Ancak bunu her gün arttırın, müsavi olmasın, onun
          nihayeti yoktur. İşte bu da onun için kelamı kibarda:
                 Günden güne, derdim artar

                 Varsam lokmana, lokmana
          Bu da bir rumuzlu kelamdır. Hiç kimse derdinin artması için doktora gitmez. Ama öyle
          bir dert var ki o derdin artması isteniyor. O dert arttıkça dermanına doğru gidiyorsun,
          yaklaşıyorsun. Tamamen dert seni ihâta ettikçe,  o dert, kapladıysa dermanını da
          buldun.

          Bu dert nedir? Manevi dert.
          Bu dert nedir? Senin kalbinde olan maddiyattır.
          Bunlar senin büyük derdin. Bunlardan kurtulmak için ancak ve ancak senin sohbete
          ihtiyacın var, vaaza ihtiyacın var, zikire ihtiyacın var, ibadete ihtiyacın var, dahası da
          meşayihe ihtiyacın var.

          Evet, ancak bu meşayih senin kalbine bir Allah sevgisi verir de o Allah sevgisi senin
          kalbinde olan dertleri hep atar dışarı, bir budur.

          Bir de senin derdin; Allah’tan gelmiş ruhun, Allah’a ulaşmak ister, bir de budur.
          Evet,  şimdi  teveccühten  bahsedelim, teveccühü  tarif edelim de amelimizi işleyelim.
          Şimdi saat dokuz buçukta işe gidecekler vardı, saat dokuza biter dedik.

          Bir saate  ancak biter. Abdesti olmayanlar, çabuk alsınlar, abdestlerini  tazelesinler.
          Yalnız hiç teveccühü görmeyenler dinlesinler, biraz  teveccühü dinlesin ondan sonra
          abdeste gitsinler. Teveccühe yeni katılanlar gitmesinler, dinlensinler. Abdest için bir ara
          vereceğiz, onlar sonra gitsinler.
          Bu ameli teveccüh diye duymuş, kalkmış gelmiş. Ama bu nasıl olacak? Ne yapılacak
          burada? Bilmesi lazım.

          Teveccühümüz tabii  büyük bir amel, büyüklerimizin amelidir. Fakat biz taklidini
          yapacağız. Olsun, taklitten de tahkike geçer insan. Yalnız taklit ikidir.
                 Taklitten tahkike döndür Sâlihi

          Sâlih Baba öyle buyurmuş. Ama burada bir yanlış anlayışımız olmasın. Evet, bir taklit
          var ki, inanmayanların, münkirlerin, hicvetmesi, alay etmesidir.

          Ama bir taklit de var ki mürit için, insibağ; meşayihin amelini onun gibi işleyeceğim
          diye ona benzetmesidir. Onu hayal ederekten, ona benzeterekten, onu yansıtaraktan
          yaparsa, bu da bir taklit oluyor. Ama bu taklit insanı tahkike ulaştırıyor.
          Mesela, diyelim ki bir sanatkâr, hani mobilyacı bir mobilyayı hiç yapmamış, fakat
          görmüş, hoşuna gitmiş, bunun ustası değil. Bunu bir yapar, bakar ki benzemedi, bir
          tane daha yapar;  bakar ki biraz yaklaştı. Bir daha,  bir daha, yapa  yapa  ahiri aynısı
          çıkarır, aynısını yapar.
   169   170   171   172   173   174   175   176   177   178   179