Page 167 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 167

Teveccüh Sohbetleri                                                    163

          Zâhir  ne? Zâhir görünenler, bilinenler, Kur’an’ı Kerim de zâhir.  Kur-an’ı Kerim de
          zaten zâhir olmasaydı, bu zâhir görünenler, bilinenler, bilinmezdi, görünmezdi. Sade
          görünenler  mi var? Görünmeyenler var, bilinmeyenler var. Görünenler,
          görünmeyenler, bilinenler, bilinmeyenler  hepsi  nerede? Hep  Kur’an’ı Kerim’dedir
          Onun için Kur’an’ı Kerimde zâhir de var bâtın da var. Ama Kur’anı Kerim de bâtını
          gösteremiyor, zâhir edemiyor. Ancak işte nasıl ki Hz. Musa Kelîmullah’a Cenabı Hak;
          “Ve allemnahü min ledünna  ılmen” ayeti  kerimesinde  “Sen o ilimden bir harf
          bilmiyorsun, ya Musa.” denmiştir. Evet burada;
                 Okuruz ders-i “aref”ten Hızr'ın olduk mahremi
          Dersi Aref ne? Hızır kim? Hızrın mahremi olmak ne demek?
                 Hızır mürşid-i kâmildir o zulmet kalb-i câhildir

                 Cevâhirler şerîattır özün kurtar cehâletten
          Hızır demek ki mürşidi kâmilmiş. Dersi areften mana da; harfsiz, savtsız bir ilim var,
          okuma var. Bu ancak, mürşitsiz olmuyor. Ancak mürşitle bu elde ediliyor. Bu da nedir?
          Senin mürşide olan inanman, senin mürşide olan sevgin, senin mürşide tabi  olman,
          ona bağlı olmandır. Mürşidin sevgisi ve mürşidin sana vermiş olduğu zikirdir. O zikir
          emir hududunda oluyor.
          Abdulhalik Gücdüvani  Hazretleri, mübarek bizim bu  teveccühü,  hatmeyi icat eden
          odur, bunlar onun amelidir. Çok büyük bir zât, üveysidir. Onu, Hızır (a.s) sohbetinde
          yetiştirmiş. Her  ne  kadar zâhir  ilminde  müderris, çok  büyük bir âlim olmuş ama
          ledünni ilmini, bâtın ilmini Hızır (as)’da okumuş. O da şöyledir:
          Medresede hocasından okumuş, âlim olmuş. Kur’anı Kerim’i tefsir yaparken, Kur’anı
          baştan başlamışlar, tefsir ediyorlar, müzakere yapıyorlar. Efendim, tefsirine çalışırken
          sekizinci cüzde bir ayete  geliyor. “Üd’û rabbeküm tadarru’ân ve hüfyeh.” 9  “Beni
          kalbinizden zikredin.” Ayeti  kerimesini; bak, hocası defalarca, yüzlerce talebeleriyle
          burayı okumuş geçmişler. Ama Allah’ın ihsanına bakın, hocasını orada durduruyor;
          —Hocam, bu ayeti kerimede Cenabı Hak kalbî zikri, hafî zikri emrediyor. Kalbinizden
          beni zikredin diyor. Peki,  Resulullah Efendimiz de “İnneş  şeytane yecri min ibni
          ademe  mecred-dem ve inni haşitü en yakzife fi kulûbiküma  şey’en ev  kale  şerren.”
          hadisini  buyuruyor. Hocam, Cenabı Hak bu ayeti kerimede  beni gizli kalbinizden
          zikredin, buyuruyor. Ama Allah’ın Resulü de “Şeytan aleyhillane sizin kalbinizde olan
          zikirlere de vesvese verir, fesada götürür, iptal eder, battal eder.” buyuruyor.
          —Oğlum burada Cenabı Hak böyle buyuruyor.  Ama Allah’ın resulü de  böyle
          buyuruyor. Biz bunu anlayamayız. Bunun bir ehli var. Ehlinden ledünni ilmini elde
          edeceksin. Bu bâtın ilmine aittir, gideceksin ehlini bulacaksın. Ehlinden bu zikri
          alacaksın. O zaman Şeytan aleyhillane zikre el atamaz. Gaye ehlinden almaktır, demiş.







          9  Araf 7:55
   162   163   164   165   166   167   168   169   170   171   172