Page 177 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 177
Teveccüh Sohbetleri 173
Evet, teveccühte 25 istiğfarı okursunuz, ondan sonra kalbinizi ve gönlünüzü muhafaza
edin. Daha başka bir şey okumayın.
Teveccühte şöyle oluyor; teveccühün namazı var mesela kılıyoruz. Duaları var
okuyoruz. Ondan sonra bu teveccüh yaparken safların arasında geziyoruz. Büyük
zâtların kelamı kibarlarından gönlümüze, aklımıza ne getiriyorlarsa, ne geliyorsa, ne
himmet oluyorsa onları söylüyoruz. Sırtlarınıza el vuruluyor. Bu kelamı kibar
okunduğu zaman, sırtınıza el vurulduğu zaman bu günahkârı kastetmeyin, deyin ki:
“Şeyh Efendimiz Dede Paşa Hazretleri bize bu teveccühü yapıyor. Bu kelamı kibarları
o okuyor. Sırtımıza eli o vuruyor.” Çünkü tam manasıyla, inancımız tam olursa, onu
görürsünüz de göreceksiniz de.
Olârın ruhlarının yok karârı
Dolaşırlar zemîn ü âsumânı
Olar bu âlemi devran ederler
Ararlar derde düşen nâ-tüvânı
Nâtüvân demek; bir dert gelmiş onu çekmeğe mecbur, çekecek, dermanını görüyor.
Fakat onlar maneviyat doktorları. Zâhirdeki hastalar doktora gidiyorlar. Ama
maneviyat doktorları da hastayı arayıp buluyorlar. Ama biz hasta olduğumuzu
bileceğiz. Buraya geldikse bizim burada hastalığımız; kusurumuz, günahımız,
eksikliğimiz, noksanlığımızdır. Bunu bildikse eğer, onlar bizi gelir bulurlar ve bize de
ilaçlarını, dermanını yaparlar. Evet, niçin bak!
Vâris-i Ahmed olar can derdinin dermânıdır
Her marîzin derdine göre verirler şerbeti
Mariz; hasta. Her hastanın onlarda ilacı vardır. Değil mi? Onun için burada hasta
olduğumuzu bilelim. Bizim bu hastalığımız nedir? Muhtaç, ihtaç, fakir, günahkâr, çok
noksan, çok kusurumuz var, Allah’a karşı kulluk görevimizi yapamıyoruz. Ümmetlikte
makbul olamıyoruz. Hizmetlerde eksiğimiz çok, yapamıyoruz. Allah’a karşı olan
kusurumuz çok, eksikliğimiz çok. Peygamber Efendimiz’e olan noksanlığımız çok.
Meşayihimize olan noksanlığımız da çok.
Meşayihimize ‘Seni Şeyh efendiliğe kabul ettim.’ dediysen onun rengine boyan, onu
kendine örnek et. Onun bütün yaşadıklarını yaşa ki onu kabul etmiş olasın. Bunları
yapamadığımız için bunlar eksikliğimiz, noksanlığımız. Ama:
“Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.” buyrulmuş. Onun için bak ne buyuruyor:
Kusûrun çok diye Sâlih ayağın kesme bâbından
Yani kusur işledin, onlara layık mürit olamıyoruz; amelimiz olamıyor, nefsimiz oluyor.
Ama kusurum çok diye ayağını kapıdan kesme. Kapı ne? İşte bu amellere; teveccühe,
hatmeye, sohbete gel, ayağını kesme gel.
Kusûrun çok diye Sâlih ayağın kesme bâbından
Ulüvv-i himmeti çoktur tamâm eyler O noksânı

