Page 386 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 386

Teveccüh Sohbetleri                                                    385

          bahçe var. Çimenlere zarar vermeden gider bahçede de oturabilirler. Burada etrafta da
          herhangi bir yere oturabilirler. Geçip gidedebilirler.

          Dersi var da başka tarikattan Rufâî, Kâdirî onlar da riayet edecekler. Bizim teveccüh
          bitinceye kadar kendi zikirlerini yapmasınlar. Her ne kadar bizim ihvanlarda cezbe var
          ama bu gayri ihtiyari oluyor. Bu bağırmalar, ağlamalar, çırpınmalar bunlara biz cezbe
          diyoruz. Bu aşktan geliyor. Gayri ihtiyari oluyor. Onun için onda bir mahsur olmuyor.

          Ama başka tarikatlar kendi zikirlerine irade ile başlıyorlar. Cehrî zikir bizlere yasaktır.
          Bizim  de amelemizi bozmasınlar. Cehrî zikir yapmasınlar.  Teveccüh bittikten sonra
          yaparlar, o müstesna, onu da yaparlar.
          Evet, bir de burada işte gözler açık oluyor. Niye oluyor? Bu muhakkak ağır işitiyor. O
          ağır işiten bir kimse, diğer bir kimseyle gelmiştir, canım onu bir bilen var. Ona
          bildirsin. Desin ki: “Bak, gözlerini yum, açmayacaksın”.  Bu göz açmak gelen feyze
          mani oluyor. Muhabbete mani oluyor. Onun için burada göz açılmasın! Veyahut da
          başka tarikattan olanlar, ne olacak göz açmakla, deyip de basit görüp de açmasınlar.
          Başka tarikattan olanlar otursunlar,  riayet  etsinler  dediğimiz budur. Teveccühün
          sonuna kadar gözlerini yumacak, açmayacak ve kendi zikrini de yapmayacak. Bunlara
          çok dikkat edin.
          Şimdi teveccühe gelince işte, “Estağfurullah” nida olunca gözler yumuluyor herkes 25
          defa istiğfar okuyor. Usul, işiteceğiniz kadar ve sonlarını uzataraktan “Estağfurullaaah,
          Estağfurullaaah, Estağfurullaaah” bu  vaziyette okursunuz. 5-10 dakika sonra  bir  üç
          Estağfurullah sesi daha duyarsınız. O bize ait, onu okumazsınız.
          Gözleriniz yumuk, karşınızda rabıta,  şeriat kamçısı elinde, Allah kalbimizde olacak.
          Allah’ı unutmayacaksınız, Allah’ı unuttuğunuz zaman  o kamçı  ile tepeden aşağı
          vuruyor. Unutma! Diyor.
          Zaten rabıtanın özelliği budur. Rabıta gönül  bekçisidir. Çünkü rabıtayı unutuyorsa
          Allah’ı unutuyor. Rabıtayı unutmazsa Allah’ı unutmamıştır. Niçin?  Cenabı Hak  işte:
          “Benim sevdiklerimi sevin.” buyuruyor. Allah’ı seveceğiz ki unutmayalım.
          İnsan çok sevdiği bir şeyi gönlünden hiçbir zaman çıkarmaz. Hiçbir zaman unutmaz.
          Biz beşer olarak zâhirde bizde çok arzular olsa bile; ama en çok arzu neye olur? En
          çok sevdiğimiz rağbetimiz neye ise o gönlümüzden çıkmaz.
          Öyleyse  burada en çok muhabbetimiz  Allah’a olacak. Allah’a en çok muhabbetimiz
          olması için, Allah’ı sevenlere muhabbetimiz olacak.
          Onun için rabıta gönül bekçisidir. Rabıtayı unutuyorsak Allah’ı unutuyoruz. Rabıtayı
          unutmazsak Allah’ı unutmayız.

          Bu hususta, Nakşibendî Efendimiz’in zamanında zâhir ulema rabıtaya karşı çıkmışlar.
          Demişler ki:

          —Bir salik, bir mürit namazda rabıta ederse bu puttur, demişler.
          Nakşibendî Efendimiz bunu duyunca bütün Buhara’nın ulemasını davet etmiş.
          Kendisi çok hizmet ehliymiş. Onların bütün hizmetlerini kendisi yapmış. Yemeklerini,
          çaylarını, ikramlarını yapmış. Bittikten sonra demiş ki:
   381   382   383   384   385   386   387   388   389   390   391