Page 437 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 437

Teveccüh Sohbetleri                                                    437

          birinden ders almamış. Ubeydullah Hazretleri’ne ders verememişler. Bizim nispetimiz
          de oradan geliyor, kendisi Türk’tür, Türk asıllıdır.

          Taşkent şehrinde yaşıyor, fakat şehre bağlı bir köyde de Ömer Dağıstanî isminde bir
          dayısı varmış. Meşayihten, o da cezbe sahibiymiş. Onu sık sık görmeye gidermiş. Bir
          gidişinde:
          —Gel şehzade geldin mi? Demiş.
          —Geldim efendim, demiş.

          —Şehirde ne var, ne yok? Demiş.
          Şehirden havadis soruyor. Demiş ki:
          —Efendim güzel, bir şeylik yok, demiş.

          —Havâfîler ile Tırmizîleri nasıl görüyorsun sen?
          Nurettin Havâfî isminde bir zâhir meşayihi varmış. Yani ilmi çok ilmiyle, zenginliğiyle,
          müridinin çokluğuyla tanınıyor,  merkezi yerde  bir tekkesi var, cehrî zikir yaptırıyor.
          Cehrî zikirler daha çok şatafatlı oluyor, görünüyor, insanı çekip alıyor.
          Bir de Seyyid Kasım Tırmizî varmış ki onun böyle varlığı yok, kendisi de yaşlıymış,
          onun da müritleri varmış ama azmış. Bir mahalle içerisinde, mütevazı bir yerdeymiş.
          Ama Havâfîlerinki çok merkezi iyi bir yerdeymiş.

          İşte buna sormuş:
          —Ne var, ne yok şehirde; Havâfîleri ile Tırmizîleri nasıl görüyorsun sen?
          —Efendim bunların sözlerini anlayamıyorum.

          —Neden? Demiş.
          —Havâfîler diyor ki:  “Hep ondan.” yani Allah’tan.
             Tırmizîler de diyor ki: “Hep o”.
          Reşahatta açın bakın, orada yazılıdır. Evet, bu demiş ki:

          —Havâfîlerinki doğru, Tırmizîlerin yanlış demiş.
          Sonra mübarek sohbet etmiş. Ubeydullah Ahrar  Hazretleri bakmış ki sohbette hep
          Tırmizîlerin  sözünü ispat ediyor.  Havâfîlerinki doğru, dedi ama sohbette hep
          Tırmizîlerinin sözünü takdir ediyor. Sonra diyor:
          —Anladım ki bunu dile getirmek olmuyormuş.

          Zaten kelamı kibarda geçiyor:
                 Kendiyi kendi göre kendi bile
                 Bakışın edemezem gelmez dile

          Bu macera kitapta yazılı sonunda böyle bir ibare var.
          Demişlerdir ki: “Söyleyene bakma, söyletene bak!”
   432   433   434   435   436   437   438   439   440   441   442