Page 439 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 439
Teveccüh Sohbetleri 439
Böyle kendi usulünce bir zikir yapmış ve bayılıp düşmüşler bir müddet sonra
ayılmışlar. Sonra Saadettin Kaşgari’ye sormuş:
—Efendim siz evlad-ı resulden misiniz?
—Evet, demiş.
—Siz bu nesebinizi izhar, aşikâr edeceksiniz ki insanlar size hürmet etsin, sevap
kazansın.
— Tarikata girdikten sonra babamdan kalan bir şecereyi, o bana varlık olur, ondan bir
gurur gelir diye duvarın deliğine koyduk, çamurla kapattık. Sen nerden bildin benim
evlad-ı resulden olduğumu? Demiş ki:
—Bu zikirden sonra beyhutluk âleminde Resulullah Efendimiz’le görüştüm. O bana
söyledi: “Saadettin bizim evladımızdır iki taneyi bize ulaştırmıştır.”
Fakat mübarek kulakları ağır işitiyormuş, otuz iki taneyi iki tane anlamış.
—Lâ, Lâ (hayır) o hazret fazla söyleyecekti, eğer görüştüysen iki taneden fazla
söyleyecekti, demiş.
Müridi demiş ki:
—Efendim şeyh efendimin kulakları ağır işitir, ben de işittim Resulullah Efendimiz
otuz iki dedi, efendim iki anladı.
—Saddakna sen doğru söylüyorsun, demiş.
Şimdi buradaki esrara bakın efendiler. Mevlânâ Alaaddin’in gönlüne gelmiş ki, en
mahremi o, daha yakını yok.
—Acaba ben bu otuz iki içerisinde var mıyım?
Haberi yok, mübarek şeyh efendi onun yüzüne bakarak tebessüm etmiş yani varsın,
demiş.
Demek ki Nakşî’lerde insan fenafirresul âlemine ulaşırsa da yine haberdar etmiyorlar.
Halbuki diğer mürit görmüştür. Görme başka, ulaşma başka. Resulullah Efendimiz’i
görmüştür, görebilir ama Resulullah Efendimiz’in sıfatlarıyla sıfatlaşmamıştır. Bak,
sıfatlaşmış ama haberi yok, onun için Nakşî’lerdeki bu büyük bir maharettir.
Nakşî’lerde öyle. Esma nuruyla, sıfat nuruyla müridi uğraştırmazlar, göstermezler.
Çünkü eğer gösterilirse oradan geçemiyor, oradaki zevkten daha geçemiyor. Bundan
daha güzel bir şey olur mu, der oradan geçmez, gitmez, götüremezler. Der ki: “Ben
gelmiyorum, işte burası çok güzel bir yer, benim gördüğüm bulduğum bana yeter, ben
daha gelmiyorum.” der.
Şimdi burada Nakşî’lerde esma nurunda, sıfat nurunda takılmasınlar, kalmasınlar diye
göstermezler zât nuruna ulaştırırlar. Peki, o zat nuruna ulaşmak da şöyledir:
Âşık imdi varlığın ver yokluğa
Yokluk içinde sana varlık doğa

