Page 472 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 472
Teveccüh Sohbetleri 473
İşte şeriatta da kitap sünnet var, tarikatta da kitap sünnet var, hakikatte de kitap sünnet
var, marifette de kitap sünnet var.
Şeriatta da Âmentü’nün şartlarını inanıp yaşamak lazım, tarikatta da bu yaşanılıyor,
hakikatte de bu yaşanılıyor, marifette de bu yaşanılıyor. Yalnız mesela tabii ki daha da
inceliyor. Şimdi bak, onun için şeriat kıldan ince kılıçtan keskin.
Sonra bir de şeriatta takva var, fetva var. Fetva her inanan yaşayacak, ama takvayı her
inanan yaşayamıyor. Eğer her inanan takvayı yaşasa hepsi velî olurlar.
Tarikat da şeriatın fetva yönünü almaz, takva yönünü alır.
Demek ki tarikattan mana terakkidir. Bu terakki de takva ile oluyor; fetva ile değil.
Takva demek Allah’tan çok korkmak, Resulullah’tan çok korkmak, Meşayih’ten çok
korkmak; günahtan çok korkmak, vebalden çok korkmak değil mi? Bir de böyle var.
Allah’a insanlar; bir, sevgi ile yaklaşır gider, bir de havf ile de yaklaşırlar. Çünkü
Allah’ın emri öyle: “Muttaki olun, sizin en çok muttaki olanınız, en çok Allah’tan
korkanınızdır.” buyuruyor.
Evet, şimdi efendiler! Biz bunun farkındayız. Bir de bazı dedikodular oluyor. Bunlar
olmasın, bunlar yasak, tarikatımızda bunlar yasaktır.
Mesela ihvandan bir tanesi bir yere sohbet yapmaya gidiyor. Oraya güya bir şey
biliyormuş gibi gidiyor. Halbuki sohbet bilsin bilmesin emirle olacak. Emirle, sen
sohbet et, derlerse o hiçbir şey bilmiyorsa da yapabilir. Sen sohbet yap, denilmediyse
âlim de olsa sohbet yapamaz ama vaaz müstesna.
Vaazda daima şeriattan bahsedilir. Ehli olmayan bir kimse, emir de olmazsa tarikattan
ne biliyor ki ne söylesin? İşte çapak alırken göz çıkarıyor. Çok yerlerde oldu bak, bizi
hasta eden de bu oldu.
Mesela gitmiş bir tanesi Aliağa’da sohbet etmiş. Gitmiş başka yerde bir tanesi sohbet
etmiş. İhvanları bozmuş, ihlâsını şevklerini bozmuş, dağıtmış ihvanları. Bir tanesi
gitmiş Nazilli’de o da orada dağıtmış. Bir tanesi gitmiş Nevşehir’de o da orada
dağıtmış. Bir tanesi gitmiş Sivas’ta o da orada dağıtmış. Tabii bunları biz biliyoruz.
Sonra “Vahdet-i Vücut”tan bahsediyorlar. Yahu Vahdet-i Vücut’tan bizim şeyh
Efendimiz, zamanın en büyük bir velîsiydi, en büyük tasavvuf âlimi o idi, tasarruf
sahibi idi, ondan duymadım.
Ben çok meşayihlerle görüştüm ama tasarruf sahibi o idi. Böyle gıyabî de değil
gözlerim gördü. Onda olan tasarrufu, onda olan kuvveti, onda olan kudsiyeti
bildirmiştir. Ama sonra bak, bu kelam çok doğrudur:
Dede Paşa’dır mahlası
Cemi-i evliyâ hası
İrşat etmiştir çok nâsı
O idi zamanın gavsı

