Page 61 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 61

Teveccüh Sohbetleri                                                     57

          Yakub-u Çerhi hazretlerinin ayağına basmış, ayağına basınca kalp âlemi açılmış. Kalbi
          büyümüş bütün dünya, yerler, gökler,  ay, güneş hepsini almış kalbinin içerisinde,
          derununda kalbinde seyrediyor.
          Korkmuş, çekmiş ayağını, o hal ondan geçmiş, üç defa daha basmış ayağını ve demiş
          ki:
          —Bak, Molla Yakup, işte kalp âlemi budur. O derviş bir ufak halinden bahsetmiş,
          nerede kalp âlemi? Kalbini bilen maksudunu bildi, kalbini bulan  maksudunu buldu,
          kalbine eren maksuduna erdi, demiş.

          Burada maksut nedir?
          Bilinecek Allah’tır, bulunacak Allah’tır, ona ulaşılacak Allah’tır.
          Zaten Cenabı Hak ne buyuruyor: “Küntü kenzen mahviyyen, biz bir gizli hazineydik,
          aşikâr olmamız için insanları halk ettik.” .
                                           15
          Ama bu gizli hazine nerede?
          İnsanların kalbinde,  başka yerde  bulunmaz.  O gizli hazine “kenz” başka yerde
          bulunmaz.
          Teveccühte ihsanlar olurmuş. Sonra bu da olmazsa teveccühte yine müridin ruhu bir
          muamele görüyor, burada bir manevi muamele görüyor.
          İnsanlarda yetmiş dokuz  ahlakı zemime, kötü sıfatlar var.  Bunlar zâhirde cisim
          göstermiyor ama kalpte bunların hepsinin bir cismi var.

          Teveccühte onlara ne yapılıyor? Onlar ayıklanıyor. Onların en muzır olanları, onların
          yaramaz olanları, bizim terakkimize mani olan herhangi bu ahlakı zemimelerden bir
          tanesini veya bir olsun, iki olsun, beş olsun, bunları alırlar.
          Bunların hepsini birden niye almıyorlar? Hepsini birden de almazlar çünkü bunlar da
          nefsin sıfatlarıdır.
          Mesela bir insanın vücudunda çok arızalar olur. Hepsinde de bir ameliyat icap ediyor,
          görünüyor. O doktor bunların hepsini birden alırsa o hasta ölür, öleceğini biliyor ve
          kanaat ediyor ki:
          —Oğlum sende şu hastalıklar, şu dert ve şunlar var. Bak, en zararlı olan da budur.
          Önce bunu  alalım,  ondan sonra bu iyileşsin, sonra diğerini alalım, diye  böyle
          sıralamıştır.

          Onun için burada, nefis de bir mahluktur.
          O ölmez zaten, bu ıslah olur, terbiye olur.
          Evliyâullah, Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmıştır. Nefis Allah’ın mahluku olduğu için ona bir
          merhameti vardır. Ona, yavaş yavaş terbiye yoluyla, ıslah yoluyla muamele ediyor, onu
          öldürmüyor,  kesmiyor, atmıyor.




          15  Fususül Hikem  Trc. C.1 S.43
   56   57   58   59   60   61   62   63   64   65   66