Page 90 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 90

86                                                           Gülden Bülbüllere

          Çünkü muhakkak ve muhakkak ki irade sahibinde yani müptedi âleminde (hani irade
          sahibi kendi varlığından kurtulmamış, kendi iradesinden kurtulamamış) onun gönlüne
          öyleyse her şey gelir. Fakat bu iradesi dâhilinde hayır mıdır, şer midir; günah mıdır,
          sevap mıdır  diye bunu kendisi seçip ona göre tatbikatına geçmesi lazım.  Şer ise
          işlemesin, hayır ise işlesin. Bu kalbî cihat, cihadı ekberdir. İşte evet.
                 Gam gelmez dememişler, Gam eylenmez demişler

          Yani gam gelir insanların gönlüne, ama gam eylenmez, atabilir insan. Bu da işte cihat
          ister, bu cihatla olur. Bak, cihadı yapan kalp cârî bir nehir gibidir. Cihat yapmayan bir
          kalp ise bir göl suyu gibidir. Yani bunu misal veriyorlar. Cihat yapan bir kalp cârî nehir
          kirlenmez. Bak,  memleketinizde Bayburt’un içerisinde Çoruh  nehri  akıyor. Bu
          Bayburt’un halkı bütün sokak zibillerini, ev zibillerini Çoruh’a  ne kadar atsalar,
          Çoruh’u kirletebilirler mi? Kirletemezler nehir alır götürür. Ama burada bir göl olmuş
          olsa, göl suyu ne kadar büyük olursa olsun ona atılan orada kalır. Ona atılan orada
          kalınca onu kirletir, yosunlandırır, mülevves eder.

          Burada işte bizim için cihat çok önemlidir. Cihadımızı sadece burada değil, her zaman
          cihadımızı yapacağız. Ama burada da  çok ciddiyetle, çok samimiyetle, çok sa’y
          ederekten cihadımızı yapacağız. Gelenleri gönlümüzden atacağız.
          Bak! Buyuruyorlar ki: “Halinizi düşünmeyin, fiilinizi düşünün”.
          Sonra mürit; hali, fiili, ameli ile terakki edermiş.

          Fiiliyatı, ameliyatı müridin iradesine eline verilmiş. Hal iradesi müridin iradesine bağlı
          değildir. Hal ise gönlüne istemeyerekten gelen şeyler kötü şeyler veya iyi şeyler. O da
          gelir birisi Rahmanî,  Hak’tan geliyor;  birisi  şeytandan geliyor.  Şeytandan geleni  ve
          Hak’tan geleni biz nasıl bileceğiz?

          İşte Cenabı  Hak bir kudsi hadiste  buyuruyor ki: “Herkes bildiğinin âlimidir,  herkes
          bildiğiyle  amel ederse, bilmediklerini biz Azimüşşan ona  öğretiriz.” 3 . Eğer sen  şer
          olanlardan on tane şerrin bir tanesini biliyorsan, o bir tanesi gönlüne geldiği zaman
          onu işleme. Ondan sonrası dokuz tanesini de öğrenmek senin için mümkün olabilir.
          Bir  şerrin  bir tanesini veyahut  günahın bir tanesini  biliyorsun. Ondan kaçtın, onu
          işlemedin, diğerlerini öğrenirsin. Bir de karşılaşmış olduğun bir şeyin, gönlüne gelmiş
          olan bir şeyin acaba ben bunu işlersem bu günah mıdır, sevap mıdır diyecek olursan
          onu da öğrenirsin. Fakat bilmiş olduğun bir günah işlediğin zaman bilmediklerini hiç
          sormaz öğrenmezsin. Bilmiş olduğun bir şeyden kaçmadıktan sonra bilemediklerini hiç
          öğrenmezsin, sormazsın. Amelde  de böyledir. Bilmiş olduğun bir  ameli işlersen
          bilmediklerin sevapları hayırları da sorar öğrenirsin.
          Ama  şimdi insanların gönlüne isteyerek gelen var, bir  de istemeyerek gelen var.  Bu
          isteyerek gelen  şerleri kendi isteği  ile yapanlar zaten  ilimden, amelden, ibadetten
          kopmuşlar, uzaklaşmışlar. Onlar için tamamen Hak diye bir şey yok, hep şeytana tâbî
          olmuşlar. Onların gönlüne hep şeytandan geliyor. Onlar kim? Hiç hayır işlemeyip de
          bütün  şer işleyenler; hiç sevap  işlemeyip de bütün günah işleyenler. Ama bir



          3  Camiül-ûlüm vel Hikem C.1 S.342
   85   86   87   88   89   90   91   92   93   94   95