Page 164 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 164

160                                                          Gülden Bülbüllere

          Çünkü Musa Kelîmullah’a  (salavatullah ala nebiyyina) Tevrat indi. Büyük kitapların ilk
          ineni Tevrat, ona indi. Fakat bu Tevrat’ı çok alıp, okuyor, bütün ümmetine anlatıyor,
          vaaz  nasihat ediyor. Tevrat’ın manalarını, Allah’ın emirlerini anlatıyor. O kadar  ona
          gönül vermiş ki o kadar Tevrat’a aşkı muhabbeti var ki daima okuyup anlatmak istiyor.
          Görevi bu zaten gidiyor, getiriyor, hep bunları ümmetine ne yapıyor? Anlatıyor,
          okutuyor, okuyor, vaaz nasihat ediyor. Bunu böyle yaparken Hz. Musa Kelîmullah’tan
          ümmeti sormuşlar:
          —Ya Musa Kelîmullah bu zamanda senden daha âlim kimse var mıdır?

          Onlar da haklılar, çünkü Hz. Musa Kelîmullah zamanında yine peygamberler var, halkı
          irşat eden görevli peygamberler var. Mesela asayı nerden almış?  Şuayp (a.s)‘dan, o da
          peygamber. Kardeşi Harun (a.s) da peygamberdir. Ama peygamberlerin hepsine kitap
          gelmiyor. Kitap kime inmişse, öbür peygamberler de ona tabidir. Fakat onlar da gene
          insanlara vaaz nasihat ediyorlar. Onlar da insanları irşat ediyorlar, dalaletten hidayete
          sevk ediyorlar.

          O zamanda  peygamberler olduğu için Hz. Musa Kelîmullah zamanında ümmeti
          sormuşlar.

          —O da, kimse olamaz, demiş.
          Onlar da haklı, Hz. Musa da haklıdır.
          —Kitap bana indi. Kitap bana indiği için benden daha âlim kimse olamaz.

          Bunu deyince, Cenabı Hakk’ın hoşuna gitmiyor. Cenabı Hak onun kalbinde bir boşluk
          halk ediyor. Yani Tevrat’a olan aşkı onun gönlünden çıkıyor.  Tevrat’ı okuyordu ondan
          fevkalade tatmin oluyordu. Kalbi doyuyor, feyiz alıyor ve anlatmaktan da feyiz
          alıyordu. Şimdi ne okumak istiyor ne de anlatmak istiyor. Bu sefer bir arzu var, bu
          arzunun da ne olduğunu bilemiyor.
          —Yâ  rabbî bendeki  bu hal, bu  arzu  nedir bilemiyorum Yâ rabbî  sen bildir  bu
          gönlümdeki bu  boşluk nedir? Hak  olan Tevrat’a  olan sevgim kaçtı, gitti, kalmadı.
          Okumak istemiyorum anlatmak istemiyorum, diyor.
          Cenabı Hak işte o zaman diyor ki “Ya Musa sen dedin ki bu asırda benden âlim kimse
          yoktur. Bizim öyle kullarımız var ki biz kendi ilmimizden ona ilim vermişiz, onların
          kalbine aktarmışız, sen ondan bir harf bilmiyorsun”. O zaman Musa Kelîmullah:

          —Yâ rabbî o ilmi de bana öğret, diyor.
          “Onun hocası var.”
          —Yâ rabbî hocasını sen bana buldur, bildir.

          Cenabı Hak ona emrediyor; “Yuşa’yı (Yuşa halasının oğluymuş) da arkadaş olarak al,
          azığınızda bir balık kızartın, pişirin, çıkın yolculuğa. Deniz kenarına sahilde yolculuk
          edin. Her yemeğinizi, azığınızı yemek için o  balığı da açarsanız,  ama o balığı
          yemezsiniz. O  balık  nerede dirilirse, denize  giderse, bu ilmin hocasını orada
          bulacaksınız.” Musa (a.s) gidiyor,  Hızır (a.s)’ı böyle buluyor.
   159   160   161   162   163   164   165   166   167   168   169